NESTORYEN(GEORHIOS XORINOS)KİLİSESİ

Mağusa’da yaşamakta olan Suriyeliler (Keldaniler) için, kendisi de onlardan olan tüccar – Françiş Lakhas tarafından 1339 yılında yaptırılmış. Kilise içerisinde Nestoryen dini törenlerde kullanılan Süryani dilinde yazılar ve deve resimleri vardır. Bina girişi sade olup, üstünde gül penceresi bulunmakta. Teraslı tavanı süslü dirseklerle desteklenmektedir.

Zamanla kilise Rum Ortodoks Kilisesine teslim edildikten sonra adı ‘Ayios Georgihios Ksorinos’ (Sürgüncü Aya Yorgi) olarak değiştirilmiştir. Kilise ile ilgili ve günümüze kadar gelen şöyle bir inanç vardır: düşmanı olan kimse, bu kilisenin döşemesinden bir miktar toz veya toprak alıp düşmanının evine bıraktığı takdirde söz konusu kişi bir yıl içerisinde öleceğine veya adayı terk edeceğine inanılmaktadır.

VENEDİK(PROVEDITORE) SARAYI

Saray 13. yüzyılda Lüzinyanlar (1192 – 1489) tarafından Kraliyet Sarayı olarak inşa edilmiş. 1369 yılına kadar Kıbrıs Kralları bu sarayda oturmuşlar Deprem sonucu zarar gören yapı, 1552 yılında Venedikliler (1489 – 1570) tarafından yenilenip, tekrar Kraliyet Sarayı olarak kullanılmaya başlanmış. Günümüzde kadar, sarayın ‘L’ şeklinde olan batı kısmı ile Salamis’ten getirilen dört sütunu içermekte olan üç kemerli giriş gelebilmiştir. Ortadaki kemerin üst başında, 1552 yılında Kıbrıs’ta yönetici olan Yüzbaşı Giovanni Renier’in arması yer almakta.

Saray kalıntıları Namık Kemal Meydanı’nın batısında yer almaktadır.

ALASYA(ENKOMİ)HARABELERİ

St. Barnabas Kilisesi’nin güney batısında bulunan Enkomi Harabeleri, M.Ö. 2000 – 1050 yılları arasına tarihlendirilmektedir. Eskiden bir liman şehri olan Enkomi’nin yanından geçen Pedios Nehri’nin (Kanlı Dere’nin) Enkomi Limanı’nı alüvyonlar ile doldurması, meydana gelen yersarsıntıları ile oturulamayacak hale gelmesi ve Akalar’ın şehri sürekli tehdit etmesi sonucu M.Ö. XI. yüzyılda tamamen terkedilmiştir.

A Alanı: Bu alanın doğusunda moloz taşlarla inşa edilen yapılar bulunmaktadır. Alanın en önemli yapısı düzgün kesilmiş taş bloklar kullanılarak yapılan Bronzlar evidir.

B Alanı: Bu alanda dikdörtgen kuleleri bulunan ve dolgu tekniğiyle yapılan şehir tahkimatı bulunmaktadır.

C Alanı: Her yöne ızgara şeklinde paralel uzanan yolların her iki yanında ikamet yerleri bulunmaktadır. En önemli binası: ‘Sütunlu Ev’ adı verilendir.

D Alanı: Burada bulunan 18 numaralı bir mezarda çok zincir buluntular ele geçmiş itibarıyla ‘’Bina 18’’ adını alan yapılar bulunmaktadır. Bu yapılar bir avlu ve bir avluyu çevreleyen odalardan ibarettir.

E Alanı: Bir kült heykeli olarak görülen tunçtan yapılmış ‘’Boynuzlu Tanrı Heykeli’’nin bulunduğu alandır.

F Alanı: E alanının kuzeyinde bulunmaktadır. Burada tunçtan yapılmış çok sayıda buluntu ele geçmiştir.

G Alanı: Şehrin kuzeyinde bulunmaktadır. Burada elden edinilen cüruf kalıntılarından bakır işleme atölyesinin bu alanda yer aldığı anlaşılmıştır.

CANBULAT TÜRBE VE MÜZESİ

İlk başta Venediklilerin cephanesi olan bu yer, Gazimağusa surlarının güney kısmında yer almaktadır.

Kilis Sancak Bey’i olan Canbulat, Kıbrıs’ın fethine karar verildiği zaman hazırlanan kuvvetler arasına bilhassa Anadolu Beylerbeyi İskender Paşa’nın tavsiyesi üzerine dâhil edilir. Lefkoşa’nın fethinde üstün yararlılıkları görüldüğünden 18 Eylül 1570′te Mağusa’yı kuşatan Osmanlı Ordusu’nun sağ kanadına İskender Paşa ve Derviş Paşa ile birlikte görevlendirilir.

En kanlı çarpışmaların yer aldığı Arsenal Burcu’na Venedik askerleri Osmanlı Ordusunun kaleye girmesini engellemek için keskin bıçaklarla kaplı çark yerleştirilir. Bu durum üzerine kaleye girmesi imkansız hale gelen Osmanlı ordusunun önünü açmak için, Canbulut Paşa beyaz atının üzerine binerek çarkı durdurmak ister ve beyaz atının üzerinde çarkın içine girer. Osmanlı ordusu çarkın bozulması ile kaleye girer ve göğüs göğse savaşır. Bir efsaneye göre çarkta kafası kesilen Canbulat Paşa kafasını koltuğunun altına koyar ve kılıcını eline alarak atına biner. Bunu gören Osmanlı askerleri yüreklenerek ve direnerek kaleyi fethederler.

Arsenal Tavyası’ndaki çarpışma sırasında şehit düşen Canbulat Paşa’nın Türbesi, uğruna can verdiği tabyanın altına yapılır. Asıl adı Arsenal Tabyası olan bu tabyanın adı Canbulat Paşa’nın adına hürmeten Canbulut Tabyası olarak değiştirilir.

Bu tabya ilk olarak 1 Ağustos 1968 tarihinde Canbulat Paşa Türbesi ile Osmanlı ve arkeolojik eserlerin sergilendiği bir müze olarak hizmete açılmıştır. Aradan geçen uzun zaman sonrası, gerek mekân, gerekse sergilemenin yıpranması sonucu müzenin yeniden düzenlenmesi gereği doğmuştur. Yapılan yeni düzenleme ile Canbulat Paşa Türbesi’nin yer aldığı mekân Gazimağusa’nın fethi ve Osmanlı Ordusunun şehri kuşatma sırasında yaşananların anlatıldığı ve sergilendiği bir müze olarak 2008 yılında yeniden hizmete açılmıştır.

SİNAN PAŞA CAMİİ(St. Peter ve St. Paul Kilisesi)

Suriye’den gelip Gazimağusa’ya yerleşen tüccar, Simone Nostrano’nın yaptığı bağış parasına 1360 yılında kurulmuş. Bağışın miktarı sadece tek ticari işleminden elde edilen gelirden sağlanmış. Simone Nostrano tarafından yaptırıldığına dair, duvarında bir yazı bulunmaktadır. Buna rağmen Simon adlı bir Nestoryen Hristiyanın yaptırdığı bilindiğinden yazıyla ilgili yanlış bir bilginin olduğu söz konusu olduğu sanılmakta.

Osmanlının, Gazimağusa fethindeki (1570 – 1571) bombardımanına rağmen bina, sağlam yapısı ile ayakta kalmayı başarmış. Kuzey girişi eşsiz bir taş işçiliğine sahiptir. Bu girişin başka bir yerden getirildiği sanılmakta. Genel iç görünümü sade olup, tavanı düz sütunlara oturtulmuş. Ada, Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirildikten sonra, bina Camii olarak kullanılmaya başlamış.

SAİNT BARNABAS MANASTIRI,İKON VE ARKEOLOJİ MÜZESİ

Bağımsız Ortodoks Kilisesi’nin kurucularından olan Aziz Barnabas’ın adına yapılan Salamis Nekropol alanındaki Aziz Barnabas Manastırı ile Kilisesi, Kıbrıs’taki en önemli dini yapılardan biridir. Dini kaynaklar ile antik yazarların aktardıklarına dayanılarak, Aziz Barnabas’ın Salamis’te doğduğu biliniyor. Suriye’deki Levi sülalesinden gelen bir Yahudi ailesinden dünya’ya gelmiş.

Dini eğitimini Kudüs’te sürdürdüğü sırada İsa Peygamber’in mucizelerini Bethesda’da görme olanağını bulduğu, Hıristiyanlığı kabul ettiği M.S. 33 yılında ailesinden kendine miras kalan Salamis’teki arazilerini fakirlere dağıttığını ve kendisi için ayırdığı bir arazinin satışından elde ettiği parayı Kudüs’teki azizlere bağışladığı bilgileri edinilmektedir.

M.S. 45 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Tarsuslu Aziz Paul (Apostolos Pavlos) ve John Mark ile çalışmaya başlar. Ancak Kıbrıs’a ikinci gelişine rastlayan M.S. 75 yılında yakalanarak Salamis’teki Sinagog yanındaki karanlık bir hücreye hapsedilir. Aynı gece Salamis’li Suriye Yahudileri tarafından önce taşlanır, sonra da büyük ocağın içindeki odunların üzerine atılarak yakılır. Kalıntıları ise taraftarlarının eline geçmemesi için denize atılmak üzere keten bir kumaşa sarılır.

Bu olayı uzaktan izleyen taraftarları, karanlıktan da yararlanarak, cesedini gizlice alırlar ve bir sanduka içerisinde Salamis’in batısındaki bir harup ağacının altında bulunan bir antik mezara taşırlar. Göğsünün üzerine de beraberinde taşıdığı ve kendi yazdığı Aziz Mathews İncili’nin kopyasını da koyduktan sonra mezarı kapatırlar.

Kıbrıs’taki Ortodoks Kilisesi’nin Antakya Patrikliğinden ayrılıp bağımsızlığa kavuşması, Aziz Barnabas Kilisesi girişinin sağ tarafındaki niş içerisindeki yapılan dört freskte konu edilmiştir. Birinci freskte, Aziz Barnabas’ın M.S. 478 yılında Kıbrıs Piskoposu Anthemios’un rüyasına girip ona cesedinin bulunduğu yeri bildirmesi sahnesi..

İkinci freskte, Barnabas’ın kalıntıları ile göğsündeki Aziz Matthews İncili’nin bulunması sahnesi. Üçüncü freskte, mezarda bulunan incilin Anthemios ile beraberindeki üç papaz tarafından İstanbul’da Aziz Stephen Kilisesi avlusunda Bizans İmparatoru Zeno’ya hediye olarak vermesi sahnesi. Ve dördüncü sahnede ise İmparator Zeno’nun Anthemios’a verdiği İmparatorluk imtiyazları sahnesi yer almaktadır.

Bu imtiyazlarla Kıbrıs Piskoposu da Bizans İmparatoru gibi kırmızı mürekkeple imza atmaya, kilise festivallerinde İmparatorlar gibi mor renkli pelerin giymeye ve üzerine küre ile haç bulunan altın ve gümüşten yapılmış İmparatorluk asası taşımaya hak kazanmış oluyordu.

İmparator Zeno (M.S. 474 – 491) Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’ne bağımsızlığını vermesinin yanı sıra, Barnabas’ın cesedinin bulunduğu yere görkemli bir manastır yapması için para yardımında da bulunmuştur. Ancak buraya yapılan kilise ve manastır M.S. VII. yüzyılda başlayan Arap Akınları sırasında yakılıp yıkılmıştır. Bu kiliseden günümüze sadece şimdiki kilisenin üç apsite ait temel izleri, taş döşemeli bir yola ait kalıntılar ve birkaç mermer sütun gelebilmiştir.

Manastır bugünkü şeklini 1756 yılında Başpiskopos Philotheos Dönemi’nde almıştır. Kilisenin çan kulesi ise burada görevli olan üç kardeş papazın malı katkılarıyla 1958 yılında inşa edilmiştir.
Ağustos 1991 tarihinde manastırda başlatılan yeni düzenlemelerle manastır odaları Arkeoloji Müzesi’ne dönüştürülürken, kilise de İkon Müzesi’ne dönüştürülür. Böylece 29 Mayıs 1992 tarihinde ‘’St. Barnabas İkon ve Arkeoloji Müzesi’’ adıyla ziyarete açılmış olur.

Kilisede, bu kiliseye de ait ikonların yanı sıra, Gazimağusa kazasına bağlı köy kiliselerinden derlenen ikonlar da sergilenmektedir. Manastır odalarında ise, Neolitik Devir’den başlayarak Bizans döneminin sonuna kadar tarihlenen arkeolojik eski eserler kronolojik sırayla sergilenmiş durumdadır. Aziz Barnabas’ın cesedinin bulunduğu yer altındaki antik mezarın üzerine inşa edilen küçük kilise, manastırın yaklaşık 100 metre doğusundadır.

Kilisenin altındaki mezar odasına 14 basamaklı bir merdivenle ulaşılmaktadır. Bir zamanlar mezar odasının sağ tarafındaki niş içerisinde, deri hastalıklarına karşı yararlı olduğuna inanılan kutsal bir su kaynağı (ayazma) bulunmaktaydı.

MAĞUSA SURLARI

Meşhur Gazimağusa Surları Lüzinyan Döneminde (1192-1489) yapılmıştır. 1489 yılında Lüzinyan hâkimiyeti sona erip, ada yönetimi Venediklilere geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun, bir gün Kıbrıs’a da geleceğini anlayan Venedikliler, yüksek ve ince yapıya sahip olan surları yenileyip güçlendirmeye karar alırlar. Özellikle bu iş için, 1550’li yıllarda Venedik’ten getirilen kaptan Nikolao Foskanini ve mühendis Giovanni Girolamo tarafından şehir surları yeniden elden geçirilir.

1562 yılında güçlendirme işleri bittikten sonra, surların toplam uzunluğu 3 km, yüksekliği ise, yer-yer 15 – 18 metreye kadar yükselir. Surlar hakiki kaleye dönüştürülür.

Osmanlı İmparatorluğu adaya geldiğinde, Mağusa (Gazimağusa) Kalesinde olan Venedikliler, 10 ay direnebilmiştir. Lala Mustafa Paşa önderliğindeki Osmanlı ordusunun yoğun ateşi sonunda kalenin bazı yerlerinde ciddi hasar oluşur. Aynı anda Venedikliler askeri sayısından % 90’nı kaybederken barut depoları tükenir.

Gazimağusa Kalesinin fethi, Avrupa tarihinde en uzun ve kanlı süren fentlerin biri olarak kabul edilmektedir. Bu fetihte, Türk ordusunu sonsuz cesareti ve savaş bilgisini gösterirken, Venedik ordusunun direnme inadını ve savaştaki olan kurnazlığını görebiliyoruz.

Zamanında kalenin etrafı su ile çevirili olmuş ve girişler, zincirler ile kalkan-inen köprülerle sağlanmış. O köprülerin olan yerlerini hâlâ görebilmekteyiz. Kalenin orijinal kapılarından: Kara Kapısı (Ravelin), Deniz Kapısı (Porta Del Mare). Ayrıca Othello Kulesi ve Ortaçağ’a ait birçok yapı bulunmaktadır. Osmanlı ordusunun fetih sırasında zarar gören surlar, Osmanlılarca onarılmıştır. Gazimağusa Surlarında burçlar, magallar, ahırlar, depo, cephanelik ve rampalar bulunmaktadır.

MARAŞ(VAROSIA - VAROSHA)

Kıbrıs Barış Harekâtı öncesi Gazimağusa şehrinin en ünlü bölgesiydi. Yapılan anlaşmalar sonrası yerleşim ve iskana kapatılmıştır.
1974 öncesi Akdeniz’in en ünlü tatil merkezlerinden biri olan Varosha (Varosia), Türk Silahlı Kuvvetlerinin kontrolu altındadır. Birleşmiş Milletler de anlaşmalar gereği Maraş’da gözlemci statüde asker bulundurmaktadır. İçerisinde BM’in kullandığı bir adet bina bulunmaktadır.
Yaklaşık 400 metre ilerisinde ise altı apartman Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından orduevi ve lojman olarak TSK personeline tahsis edilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile orduevi yanında bulunan kız öğrenci yurdunda kalan öğrenciler dışında içeriye giriş kesinlikle yasaktır.Annan Planı’na göre kapalı Maraş, Kıbrıs rumlarına bırakılacaktı. Ancak yapılan refarandumun Kıbrıs rumları tarafından reddedilmesi sonucu maraş hala bizim kontrolümüzde bulunmaktadır.

SALAMİS HARABELERİ

Antik Salamis kentinin Truva savaşından dönen Teucer tarafından inşa edildiğine inanılmaktadır. Roma İmparatorluğu döneminde imparatorluğun doğusundaki en büyük ticaret merkezi olarak Salamis bilinmektedir. Milattan sonra 4. Yüzyılda bir deprem Salamis’i tamamıyla yıkmıştır. Bundan sonra İmparator Costantin tarafından yeniden inşa edilmiş ve Costantia adını almıştır. 648 yılında kent Arap istilacılar tarafından bir kez daha harap edilmiş ve o tarihten sonra onarım görmemiştir. Kıbrıs adasının en güzel kumlu plajlarından birinin yanında bulunan Salamis antik kenti kısmen ormanlık bir alan içerisinde yer almaktadır. Kıbrıs’taki en büyük amfi tiyatro olan kentteki tiyatro, spor alanı, hamamlar ve pazar alanı ziyaret edilebilir.

OTHELLO KALESİ

Othello Kalesi olarak bilinen bu kale ilk olarak 14. yüzyılda Lüzinyan’lar tarafından limanı savunmak amacıyla inşa edilmiştir. Etrafı derin bir hendekle çevrili idi. Koruduu Deniz Kapısı, Kara Kapısı ile birlikte surlarla çevrili kentin iki ana girişinden biriydi. 1492’de Venediklilerin Girne’de yaptıkları gibi bu ortaçağ kalesini de bir topçu tabyasına dönüştürdükleri görülmektedir. Kalenin girişinin üzerinde asılı Venediğin amblemi olan Saint Mark’ın kanatlı aslan kabartmasının altında kaleyi bu hale getiren kaptan Nicolo Foscarini’nin adı yazılıdır. Leonardo da Vinci’nin 1481 yılında Kıbrıs’ta iken Venediklilere kentin savunma sistemi hakkında tavsiyelerde bulunduğu söylenmiştir.

Kale kulelerden ve topçu bataryalarıyla biten koridorlardan oluşmuştur. Geniş avlusunun bir yanında inşa edilmiş olan yemekhane ve üstündeki yatakhane Lüzinyanlardan kalmadır. Kalenin avlusunda duran topların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı İspanyol yapımıdır. Demir gülleler toplara, taş gülleler de mancınıklara aittir.

Kalenin bugünkü adı, ada bir İngiliz sömürgesi iken kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare’in ünlü tragedyasının bir bölümü “Kıbrıs’ta bir liman kentinde” geçer ve tragedyanın kahramanı Othello bir “Moor (Faslı)” olarak tanıtılır. Yazarın adanın o dönemde Venedikli valisi olan ve sadece soyadının anlamı “Moor” olan Christophoro Moro’nun adını duyduğu ve yanılarak onun bir Faslı olduğunu düşündüğü sanılmaktadır.

Kara Kapısı bir ravelinle korunmuştu. Burada geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak kullanılan yer altı odaları bulunmaktadır.

Deniz tarafındaki Venedik dönemine ait arsenal Canbulat Burcu olarak bilinmektedir.Söylentiye göre Osmanlı kuşatması sırasında Canbulat Bey bu girişteki döner çarka atıyla birlikte saldırarak işlemez hale getirmiş ve şehit düşmüştür.