AYIA IRINI(AKDENİZ KÖYÜ)

Girne’nin en batısında bulunan Akdeniz Köyü, adanın en büyük ormanlarına sahiptir. Eski adı Ayrinni’yi (Rumca okunuşu Ag Eirini) 1260 senesinde burada yaşayan Ag Eirini ismindeki bir rahibeden almıştır. Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı köy denizden 2 km uzaklıktadır. Denize yaklaşıldıkça hissedilen esinti kavurucu sıcaklarda denize girmek için bir çok ziyaretçiyi buraya çekmektedir.

Önceleri Rumların elinde bulunan köy, Türklerin eline geçince ismi Akdeniz Köyü olarak değiştirilmiştir. Sütlerini “hellim” yaparak fabrikalara satan köy halkı çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.

Köy civarında iki tarihi eser alanı bulunmaktadır. Köyün deniz kenarı tarafında Paleokastro civarında, eski krallardan birine ait olduğu düşünülen kaya mezarı bulunmaktadır. Düzgün taş bloklarla örülü mezarda, merdivenlerle ana mezar dairesine inilmektedir. Günümüzde Girne Kalesinde sergilenen mezarda altınlar ve iskelet kalıntıları bulunmuştur.

1929 yılında İsveçli arkeologlar yaptıkları kazıda açık hava kutsal alanını bulmuşlardır. Deniz kenarında bir tepede bulunan alanda, yarım daire şeklinde sunağın çevresinde insan boyutlarına ulaşan 2000 heykel bırakıldığı gibi el değmeden bulunmuştur. Çoğu erkek olan ve başlarında konik başlık bulunan bu heykellerin tanrılara sunulmak üzere bırakıldığı düşünülmektedir. M.Ö. 750-500 yılları arasının tarihini bize bildiren kalıntıların büyük çoğunluğu İsveç’e götürülmüş, kalan kısmı da Güney Lefkoşa’da bulunan Kıbrıs Müzesinde bulunmaktadır.

GÜZELYURT DOĞA VE ARKEOLOJİ MÜZESİ

Güzelyurt merkezinde, St. Mamas Manastırı’nın hemen yanında yer alan bu müze, 1974’de olan Barış Harekâtından sonra açılan ilk müzedir. Önce Metropolit olarak kullanılan bu bina, 1974 sonrası Eski Eserler ve Müzeler dairesine tahsis edilir. Gereken düzenleme ve tadilat işleri yapıldıktan sonra, Müze 1979 yılında ziyarete açılır.

İki katlı olan Müze iki bölümden oluşmaktadır. Alt katta Doğa bölümü yerleşmekte. Burada, Kıbrıs’ta görülen ve göçmen kuşlar, hayvan türleri, yılanlar, böcekler, Akdeniz’de olan balık türleri ve adanın yapısında olan taş çeşitleri sergilenmektedir. Üst kattaki Arkeolojik bölümünde ise Neolitik Çağ’dan Ortaçağ’a kadar eski eserler sergilenmektedir. 1980 yılında Salamis’te bir turist tarafından denizde tesadüfen bulunan ve M.Ö 2 yüzyılla tarihlenen iki geyik heykeli ve 68 cm boyunda Artemis heykeli, Soli Antik Kenti kazılarında bulunan paha biçilmez birçok eserler de Güzelyurt Doğa ve Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

VUNI ÖREN YERİ VE SARAYI

Deniz seviyesinden 250 metre yüksekliktekibir tepenin üzerinde kurulu antik bir yerleşim yeridir. Sarayın ilk yapıldığı devirde doğu özelliği taşıması itibarıyla Pers Egemenliği Dönemi’nde yapıldığı anlaşılmaktadır. M.Ö. 449 yılında General Kimon idaresindeki Yunan ordusunun Kition ve Marion’u ele geçirince Vuni şehri de Yunan hakimiyetine giriş olur.

M.Ö. 391 yılında Salamis Kralı Evagoras’ın tüm Kıbrıs’ı idaresi altına almak istemesiyle Kition, Amathus ve Soli şehirleri Evagoras’a karşı Perslerden yardım istemek zorunda kalır. Soli’nin Perslerle ittifak kurmasıyla birlikte kaybolan politik gücünü yeniden kazanır.Böylece kendini devamlı tehdit eden Vuni şehrini M.Ö. 380 yılında yakıp yıkar. O tarihten sonra Vuni bir daha kullanılmaz. Şehir, tepeden denize eğilimli olarak uzanan arazide oluşturulan üç teras üzerine kurulmuştur.

Birinci Teras (Yukarı Teras):

Tepenin en yüksek yerinde olup üzerinde Athena Mabedi bulunmaktadır. Avlu (IV) ve ön avlu (III) olan bu mabedin dikdörtgen planlı esas odasında (III) heykeller ve sunaklar bulunmaktaydı. Güneydoğudaki odaların ise (V-VII) hazineleri korumak amacıyla kullanıldığı sanılmaktadır.

İkinci Teras (Orta Teras):

Saray ile sarayı çevreleyen dini yapılar bu terasta bulunmaktadır. Sarayın 137 odalı olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan arkeolojik kazılarda sarayın dört kez yapısal değişikliğe uğradıktan sonra son şeklini aldığı ortaya çıkmıştır.

Üçüncü teras (Aşağı Teras):

Denize doğru uzanan bu terasta, temelleri taş ve üstü kerpiçten yapılmış olan halkın kullandığı yapılar bulunmaktadır.

MAMAS MANASTIRI

Mamas Manastırı 18. Yüzyılda inşa edilmiş bir manastırdır. Söylentilere göre St. Mamas vergilerini ödemeyi red etmiş, bunun üzerine yöneticiler kendisini yakalamak ve cezalandırmak üzere askerlerini gönderdiler. Fakat başkente giderken Mamas bir kuzunun peşinde bir aslan görmüş, kuzuyu kollarına alarak aslanın sırtında başkente girmiş. Bunu gören Bizans yöneticisi çok etkilenmiş ve Mamas’ın vergilerini ve cezasını bağışlamış. Bundan dolayı St. Mamas vergi ödeyenlerin azizi olarak bilinmektedir.

SOLİ TİYATROSU

Soli Tiyatrosu ise Roma’lılar döneminde bir zamanlar aynı yerde bulunan Yunan tiyatrosunun yerine yapılmıştır. M.S. 2. yüzyılın sonu ile 3. yüzyılın başından kalmadır. Seyircilere ayrılan yarım daire şeklindeki oturma sıralarının olduğu bölüm kısmen tepenin kayasına oyulmuştur. Burası ortadaki orkestra denilen kısımdan kireç taşı bloklardan yapılmış alçak bir duvarla ayrılıyordu. Aslında kapasitesi 4000 olan oturma yerleri günümüzde yarı yüksekliğine kadar restore edilmiştir. Sahne binası iki katlı olup mermerle kaplı ve heykellerle süslü idi. Günümüzde görülebilen kısım sahne binasının üzerine inşa edildiği platformdu. Tiyatronun batısındaki bir tepenin üzerinde İsis ve Afrodit’e adanmış bir tapınağın izlerine rastlanmıştır.

SOLİ BAZİLİKASI

Yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Kıbrıs’ta inşa edilen ilk kiliselerden olup kendine özgü yanları vardır. 200 metre uzunluğundaki bazilika üç kapılı bir giriş ve giriş mekanıyla başlıyordu. Bunu dört tarafı sütunlarla çevrili ve çeşmesi olan bir avlu izliyordu. Bundan sonra gelen gene üç kapılı bir giriş ve narteksten sonra asıl kiliseye giriliyordu. Hristiyanlık geleneğinde Soli Saint Mark’ın Saint Auxibus tarafından vaftiz edildiği yer olarak kabul edilmiştir.

SOLİ HARABELERİ

Soli M.Ö. kurulan 9 Kıbrıs krallığından birisidir. Soli’nin tarihi M.Ö. 700 yıllarına ait ve Asurluların haraç aldıkları kentleri içeren bir listeye kadar izlenebilmiştir. Bu listede kentin adı Si-il-lu olarak geçmektedir. Soli’de günümüze kadar kalabilen eserlerin başında bir harabe şeklinde bulunan Soli Bazilikası ve sonrada restore edilmiş bulunan Soli Tiyatrosu’dur.

GÜZELYURT

Kıbrıs adasının kuzeybatısında bulunan Güzelyurt turunçgil bahçeleriyle çevrili adı gibi güzel bir yerleşim birimidir. Çok verimli toprakları bulunan Güzelyurt’ta portakal, greyfurt, karpuz, kavun ve çeşitli sebzeler yetiştirilmektedir. Turunçgillerin çoğu ihraç edilmekte, bir kısmı ise meyve suyu yapılarak içerde tüketilmekte ve gene meyve suyu olarak ihraç edilmektedir. Lefkoşa’nın 74 km uzağında gene adanın kuzeybatısında bulunan Lefke’de Güzelyurt gibi turunçgilleriyle tüm dünyada ünlü bir kentimizdir. Su kaynakları ve toprak sayesinde verimli bahçelerinde dünyanın en lezzetli turunçgilleri yetiştirilmektedir. Güzelyurt ve Lefke’de görülebilecek önemli turistik yerlerden bazı seçmeler şunlardır:

MAVİ KÖŞK

Kaçakçının köşkü olarak da bilinir. Kaçakçının köşkü denmesinin nedeni Köşkün sahibi Paulo Paolides’in avukatlık kisvesi altında silah kaçakçılığı yaparak servet edinmesi ve bu köşkü yaptırmasıdır. Paulo Paolides dönemin en büyük silah tüccarlarındandır. Köşk Kıbrısa gelindiğinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.

Kıbrıs’ın eski cumhurbaşkanı Makarios’un avukatı Paolides, 1957 yılında kendine Mavi Köşk’ü yaptırmış. Tarihte pek de iyi izler bırakmamış olan Paolides, köşkün planını kimsenin bilmemesi için, inşaatın ardından tüm çalışma ekibine bir kutlama yemeği vererek hepsini zehirletmiş. Köşkün olayı, o zamanlar renk takıntısı olan Paolides’in zevklerine göre, her odasının farklı bir renk konseptinde tasarlanmış olması. Mavi oda, sarı oda, pembe oda, kırmızı oda gibi uzayıp giden bir renk skalası var. Yakışıklı, çapkın ve özel zevklerine pek bir düşkün olan Paolides, köşke gelen bayan misafirler için bir süt havuzu yaptırmış. Sophia Loren’in de Paolides’in misafirleri arasında olduğu ve bu havuzda yüzdüğü söyleniyor.