KHYRSOPOLITISSA KİLİSESİ

14. yüzyılda yapılmış olan kilise kentin en eski kilisesidir. Yapının dışında bulunan Gotik sanatıyla yapılmış kabartmalar günümüze kadar ulaşmıştır. Çatısı yıkılmış olan Khyrsopolitissa Kilisesi, Halk Sanatları Müzesine yakın bir sokakta bulunmaktadır.

ROMA BİZANS KAYA MEZARLARI

Roma ve Bizans dönemlerinde kent kalenin doğu bölümünde olduğu için mezarlıklar batı bölümünde bulunmaktaydı. Kayalıklara oyularak oda şeklinde yapılan mezarların günümüze kadar ulaşan kısımları sadece bu kaya odalarıdır.

Günümüzde bu mezarlardan bazılarına Rocks Otelin otopark çevresindeki kayalıklarda, İkon Müzesinin karşısındaki kayalarda rastlanmaktadır. Khyrsopolitissa Kilisenden İkon Müzesine çıkan sokakta bulunan kaya mezarının tamamen yer altında olmasından dolayı mezara iniş merdivenleri görülmekte ve özel izinle giriş yapılmaktadır.

TANK

Beşparmak Dağlarının en yüksek noktasına kadar tırmanıp dağın zirvesinde kalan tank hakkında söylenenlerin bir savaş efsanesi olduğu düşünülür. Ancak bu gerçek bir hikayedir. Savaştan kalma bu tank, dünya savaş tarihinde ibret dolu bir şekilde hala seyredilmektedir.

Tankta bulunan askerler Tank Üsteğmen Mahmut ŞANLITÜRK, Tank Onbaşı Gürler ERDAĞ, Tank Er Abdülkadir KURT, Tank Er Recep DOĞANYİĞİT’tir.

Birlik komutanı, tankı kullanan askere buraya nasıl çıkardığını sorduğunda asker; “gözlerinin önünde yolun dümdüz olduğunu, Rumların kaçtığını” söylemiştir. Komutan askere tankı aşağı indirmesini söylediğinde asker; “yolu görmeden nasıl indireyim komutanım” demiştir. Bu dilden dile dolaşan bir destandır.

20 Temmuz 1974’de Kıbrıs Barış Harekatı ile bir çok şehit vererek K.K.T.C. göklerinde anavatan ve yavruvatan bayraklarını destan yazarak dalgalandırdık. Bugün anıtta “BU TANK TÜRK’E HAS ATILGANLIK VE CÜRETKARLIĞIN ANITLANMIŞ BİR ÖRNEĞİ VE SİMGESİDİR” cümlesi yazılıdır.

29 Eylül 1979 tarihinde tank komutanı Tank Üsteğmen Mahmut Şanlıtürk tarafından verilen bilgiye göre:
02 Ağustos 1974 günü Lapta muharebelerinde, düşmanı vurmak için görevlendirilmiş Özel Görev Kuvvetine ait tank, St. Hilarion civarında dar bir yolu izleyerek, karanlıkta buraya kadar çıkmış, yolda mayına basınca tahribat görmüştür. Arkadan gelen diğer tank tarafından şu an bulunduğu yere kadar itilmiştir.

Not: Bu bilgiler 02 Ağustos 1974 tarihinde Piyade Üsteğmen rütbesi ile Takım Komutanlığı yapan ve çatışmaya katılan, 2004-2006 yıllarında KTBK Komutanlığı yapmış Korgeneral Sayın Hasan MEMİŞOĞLU tarafından bildirilmiştir.

AYIA IRINI(AKDENİZ KÖYÜ)

Girne’nin en batısında bulunan Akdeniz Köyü, adanın en büyük ormanlarına sahiptir. Eski adı Ayrinni’yi (Rumca okunuşu Ag Eirini) 1260 senesinde burada yaşayan Ag Eirini ismindeki bir rahibeden almıştır. Yeşilin ve mavinin kucaklaştığı köy denizden 2 km uzaklıktadır. Denize yaklaşıldıkça hissedilen esinti kavurucu sıcaklarda denize girmek için bir çok ziyaretçiyi buraya çekmektedir.

Önceleri Rumların elinde bulunan köy, Türklerin eline geçince ismi Akdeniz Köyü olarak değiştirilmiştir. Sütlerini “hellim” yaparak fabrikalara satan köy halkı çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.

Köy civarında iki tarihi eser alanı bulunmaktadır. Köyün deniz kenarı tarafında Paleokastro civarında, eski krallardan birine ait olduğu düşünülen kaya mezarı bulunmaktadır. Düzgün taş bloklarla örülü mezarda, merdivenlerle ana mezar dairesine inilmektedir. Günümüzde Girne Kalesinde sergilenen mezarda altınlar ve iskelet kalıntıları bulunmuştur.

1929 yılında İsveçli arkeologlar yaptıkları kazıda açık hava kutsal alanını bulmuşlardır. Deniz kenarında bir tepede bulunan alanda, yarım daire şeklinde sunağın çevresinde insan boyutlarına ulaşan 2000 heykel bırakıldığı gibi el değmeden bulunmuştur. Çoğu erkek olan ve başlarında konik başlık bulunan bu heykellerin tanrılara sunulmak üzere bırakıldığı düşünülmektedir. M.Ö. 750-500 yılları arasının tarihini bize bildiren kalıntıların büyük çoğunluğu İsveç’e götürülmüş, kalan kısmı da Güney Lefkoşa’da bulunan Kıbrıs Müzesinde bulunmaktadır.

GİRNE BANDABULİYA

Girne Bandabuliya’sı, kentin merkezi bir noktasında yer alır. 1878 yılında İngiliz Sömürge döneminde belediye binası olarak inşa edilmiştir.

Zaman içinde kapalı bir pazar yerine dönüşmüş olan yapının içinde manavlar, kasaplar, balıkçılar ve kahvehaneler bulunmakta idi.

1990’lı yıllarda bu işlevini yitiren bina yapılan restorasyon ve yeniden düzenlemenin ardından 2006 yılından itibaren Kıbrıs’a özgü seramik, el işleri, ahşap oyma işleri, takı, aksesuar satış yerleri yanında restaurant ve cafelerin de yer aldığı bir eğlence merkezine dönüştürülmüştür.

AIYOS EPIKTITOS VRYSI(ÇATALKÖY)

Girne’nin doğusunda, Çatalköy’den Tatlısu yoluna doğru ilerlerken, deniz kıyısında adanın turistik tesislerinden Acapulco Tatil Köyü içinde denize hakim bir tepede bulunan Neolitik döneme ait ilk yerleşim yerlerindendir.

Anadolu’da Kilikya bölgesinden göç eden kişiler tarafından M.Ö. 4000-3000 yılları aralığında kurulmuştur. Yapılan kazılar ekonominin tarımdan kazanıldığını göstermektedir. Evler arasında birbirine bağlantıyı sağlayan dar dehlizler vardır. Duvarların iç yüzleri balçıkla kaplı, damlar kamış kullanılarak yapılmış, çamur ve balçıkla sıvanmıştır. Kullanılan kaplar topraktan el yapımıdır. M.Ö 3000 yılında Vrysi halkının oluşan bir depremden sonra buradan ayrıldığı düşünülmektedir.

OZANKÖY(KAZAPHANA)

Bellapais Manastırı’nın üstünde bulunduğu uçurumun hemen altında yer alan Ozanköy, diğer ismi ile Kazaphana Köyü, Bellapais ile adeta bir bütündür. Narenciye, zeytin ve harnup ağaçlarının bulunduğu, deniz kıyısına kadar ulaşan geniş bir arazi üzerinde kurulmuş köyde 1974 öncesinden beri çoğunlukta Türkler yaşamıştır.

Köyün doğusunda M.Ö. 2000 yılına ait mezarlar bulunmuştur. Kazaphana Köyünün Bronz Çağı yerleşimi üzerinde kurulmuş olduğu düşünülmektedir.

Köy merkezinde kesme taştan yapılmış, dikdörtgen plana sahip adanın en eski camilerinden biri bulunmaktadır. Ozanköy civarında silindirik apsisli semerdam çatılı 15. Yüzyıl’a ait Panagia Tou Potamu Kilisesi bulunur. Bizans Kilisesinin duvarlarında bulunan resimlerin çok azı günümüze kadar ulaşmıştır. Venedik stili ikon platform en iyi korunan bölümüdür.

Ozanköy’ü ziyaret ederseniz mutlaka zeytinyağı ve harup pekmezinin tadına bakmanızı tavsiye ederiz.

LAMBOUSA(LAPITHOS)

Adadaki on krallıktan biri olan Lambousa (Lapithos), Alsancak (Karava) civarında, M.Ö 1200 yıllarında Akalar tarafından bir yarımada üzerinde kurulmuştur.

Kelime olarak “Parlak” anlamına gelen Lambousa, 10000 kişilik nüfusu ile bir ticaret kenti olmuş, Roma ve Bizans dönemlerinde ışıltılı bir yaşam sürülmüştür. Bu dönemde gimnazium ve tiyatro gibi mimari binalar yapılmıştır.

M.S. 7 Yüzyıla kadar süren bu refah dönem Arap akınlarına kadar sürmüş ve huzurun bozulması ile Lambousa halkı yavaş yavaş yerleşim alanlarını dağın yamacına doğru taşıyarak Lapta’yı kurmuşlardır.

Arapların yenildiği 965 yılında kent tamamen boşaltılmış, yeni yerleşim alanı olan Lapta, Lüzinyan döneminde oldukça gelişmiştir.

Lambousa’daki kalıntılardan günümüze balık havuzları, kaya mezarları ve çok azı korunmuş surlar ulaşmıştır.

Roma döneminde deniz kıyısında oyulmuş balık havuzlarında temiz suyun girip, kirli suyun çıktığı kanallar bulunmaktadır. Kente ait kalıntılar 1900’lü yıllarda yapılan kazılar sonucu ortaya çıkartılmıştır. Tabak, kaşık gibi değerli eşyalar günümüzde New York ve Londra’daki müzelerde sergilenmektedir. Birçok eserde İmparatorluk damgası bulunmakta ve 627-630 yıllarında yapıldıkları ortaya çıkmaktadır. Kazılarda ayrıca Demir Çağı’na ait oda mezarlarının ipuçlarına rastlanmıştır.

KİRSOKAVA(CHRYSOKAVA)

Kirsokava olarak bilinen kayalık alan Girne Kalesinin 1 km doğusunda denize uzanan bir burundur. Romalılar döneminde mezarlık olarak kullanılmakta olan alan, sonradan Girne Kalesi ve liman yapımında taş ocağı olarak kullanılmıştır.

Bizans döneminde inşa edilmiş Agia Mavra Kilisesi bir Roma kaya mezarı içinde bulunmaktadır. Çok az bir bölümü günümüze ulaşan kilisenin duvarındaki hayvan ve tavanda bulunan Miraç sahnesini anlatan freskler yapının 10. Yüzyıl’a ait olduğunu göstermektedir.

KARMİ(KARAMAN) KÖYÜ

Kıbrıs İngiliz Sömürgesi altında olduğu 1878-1960 yılları aralığında adayı ziyaret eden aristokrat İngilizler, hayallerindeki yer olarak tanımladıkları Girne’ye yerleşmeye karar vermişler. İngiliz nüfuzlu aileler ve sanatçılar, Akdeniz mimarisine uygun muhteşem köşk ve villalar yapmışlar. Palmiyelerin bulunduğu çiçek bahçeleri, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen birbirinden güzel objelerle süslenmiş bu saray gibi villalarda uzun yıllar bohem bir yaşam sürmüşlerdir. 1900’lü yıllarda Avrupa ve Amerika’dan gelen ünlü kişilerde burada uzun yıllar yaşamışlardır. Siyasi gerginliklerin artması ile bazı sakinler adayı terk etmiş, bazıları ise anılarından vazgeçmeyip kalmak istemişlerdir.

Savaş sonrasında KKTC Hükümeti, dağınık şekilde yaşayan yabancıları bir araya toplamıştır. Eski bir Rum köyü olan, bugün Karaman olarak da bilinen köye evlerin onarılması koşulu ile Kıbrıs’lı yabancıların yerleşmesi sağlanmıştır.

Girne’nin batısında bir dağ yamacına kurulmuş, eşsiz bir manzaraya sahip köye yerleşen sakinler orijinaline sadık kalarak restore ettikleri 150 haneli bir Akdeniz ütopyası yaratmışlardır. Girne’ye 8 km uzaklıkta olan köyde birçoğu İngiliz olmakla birlikte Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar, Hollandalılar, İsviçreliler, Amerika ve Kanadalılardan oluşan yabancılar atalarından kalan bohem hayatın izini sürmektedirler.

Köy çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda Orta Tunç çağından kalan oda şeklinde mezarlar bulunmuştur. Mezarlardan birinin koridorunda en eski insan figürü olarak kabul edilen bereket tanrıçasına ait figür ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca ölülere armağan edilen mavi fayanstan boncuklar ve Girit’ten gelen Minos uygarlığına ait kaplara rastlanmıştır. Verilere göre, Lapithos’daki gemilerde çalışan gemicilere ait olduğu düşünülen bu nesneler, Tunç Çağı’nda çevre ülkelerle yapılan ticari ilişkileri ortaya çıkarmaktadır.