Vücut çatlaklarından kurtulma yolları

ce31637e5d633875ebad7f385e54acc9

Hızlı kilo alıp verme ya da gebelik nedeniyle oluşan çatlaklar hemen hemen her kadının kabusu. Peki çok kolaylıkla oluşan çatlaklardan kolay yollarla kurtulmak mümkün mü? İşte size çatlaklarınızı tam olarak ortadan kaldırmasa da görünümünü en aza indirgeyecek yöntemler…

– Yenilenen teknoloji ile ameliyat gerektirmeyen basit cerrahi müdahalelerle çatlak görünümünden kurtulabilirsiniz.

– Soğuk su veya buz ile her gün düzenli olarak çatlak olan bölgelere kompres yapmak çatlakların giderilmesinde etkili bir diğer yöntem.

– Selülit savar detoks içecekler yine aynı zamanda vücuttaki çatlak ve lekelenmeler için de kullanılabilir.

– Bol sıvı tüketmek ve spor yapmak çatlakları onarma da oldukça başarılı bir diğer yöntem.

– Piyasada bulunan ve etkinliği kanıtlanmış çatlak kremleri ile birlikte sabah akşam yapacağınız masajlar da oradaki kas ve hücreleri harekete geçirir ve de derinin eski haline dönmesi için yardımcı olur.

Elma sirkesinin güzelliğinize olan faydaları

14741043750-08055600

Sirkenin cildinize, saçınıza, evinize kadar pek çok konuda yararı olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik Miranda Kerr ve Megan Fox gibi güzellikleriyle göz kamaştıran ünlüler, elma sirkesi modası da başlattı.

Neredeyse bütün marketlerin raflarında bulunan elma sirkesinin yemeklerde kullanımı dışında sağlık ve hastalıkların tedavisinde de yaygın bir şekilde kullanıldığını söylemek mümkün.

İşte elma sirkesinin denenmiş ve sonuç alınmış 9 faydası:

Saçları parlatır
Sirkeyi, saçınızı şampuanladıktan sonra durulama amacıyla kullanabilirsiniz. Sirke, saç köklerini güçlendirir ve saçları parlatır. Bunun için eski bir şampuan şişesine, bir iki yemek kaşığı sirke koyup suyla doldurun. İyi sonuç alabilmek için haftada birkaç kez şampuanlama sonrası sirkeli su kullanın.

Doğal elma sirkesi cildin PH’ını düzenler
Tonik yerine doğal sirkeyi sulandırarak pamuk ile yüzünüze uygulayın. Bunu geceleri yüzünüzü yıkadıktan sonra ve sabah yüzünüze nemlendirici sürdükten sonra yapabilirsiniz. Elma sirkesini hafif kompres yaparak uyguladıktan sonra gece boyunca sirkenin cildinizde kalması, ciltteki yaşlanma lekelerinin ve sivilce izlerinin geçmesine yardım eder.

Dişteki lekeleri temizler
Dişlerinizin beyazlaması için elma sirkesiyle dişlerinizi fırçalayın, ağzınızı suyla çalkalayın.

Güneş yanıklarını iyileştirir
Bir fincan sirkeli suyu banyo suyuna eklemek ve bu suyun içinde 10 dakika kadar kalmak, güneş yanığının acı veren etkisini ortadan kaldırır.

Kilo vermeye yardım eder
Kilo kontrolü için yaklaşık yarım litre suya iki yemek kaşığı kadar elma sirkesi eklemelisiniz. Sirkeli suyu gün boyunca yudumlayabilirsiniz. Elma sirkesinde bulunan temel içerik maddesi asetik asit, günlük olarak alındığında kilo vermede etkili oluyor. 2009 yılında yapılan ve “Bioscience, Biotechnology and Biochemistry” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, 12 hafta boyunca asetik asit tüketen kişilerin vücut ağırlıklarında, karın bölgesi yağlarında, bel çevresi ölçüsü ve trigliseritte azalma görüldü. Trigliserit, kaçınmamız gereken kötü kolesterolü artırır.

İçsel vücut sistemini dengeler
Vücut sürekli denge durumuna ulaşmak için çaba sarf eder. Doğal elma sirkesi de vücudun sağlıklı alkalin pH seviyesini sürdürmesine yardım eder. Araştırmalara göre, yüksek asit seviyesi (düşük pH seviyesi) enerjiyi düşürür ve enfeksiyon etkisini artırır.

14741043970-66261500

Detoks yapmaya yardım eder
Vücudun pH’ını dengelemeye yardım eden elma sirkesi, vücudun baştan aşağı zehirden arınmasını sağlar. Araştırmalar, kardiyovasküler dolaşımı uyarmaya yardım ettiğini ve karaciğerin toksinlerden arınmasını sağladığını gösteriyor.

Alerji etkilerini azaltır
Sirke vücuttan mukusu atmaya ve lenf düğümlerini temizlemeye yardımcı olur. Araştırmalar, elma sirkesinin, mukusu ve tıkanıklığı azaltma yeteneğinden dolayı alerjiye de iyi geldiğini gösteriyor. Alerji etkilerini azalttığında sinüs enfeksiyonlarını ve boğaz ağrısı, baş ağrısı gibi onunla ilgili semptomları da gidermeye yardım edebiliyor.

Ev temizliğinde etkili sonuç verir
Çeşitli eşyaları temizlerken sirke kullanmak, evde ve günlük hayatta doğal olmayan kimyasal tüketimini azaltmak anlamına gelir. Ayrıca ellma sirkesiyle tuvaletinizi ve banyonuzu temizleyerek etrafa elma kokusu yayılmasını sağlayabilirsiniz. Sirkeyi tuvalete döktükten sonra bütün gece beklemesine izin verin. Sirkeyi aynı zamanda bulaşık makinesinde deterjan yerine kullanabilirsiniz. Bir bardak su ile yarım bardak sirkeyi karıştırıp ve bu karışımdan mikrodalga fırın, mutfak yüzeyleri, pencereler, aynalar ve daha pek çok yeri temizlemek için yararlanabilirsiniz.

Saç boyama derdi bitiyor

sac_boyama_derdi_bitiyor_1474379245_7702

Türkiye’de üç üniversitenin katıldığı araştırmada saçların belirli bir frekansta ışık altında bekletildiğinde istenen renklere sahip olduğu bir araştırma yapıldı.

Ultraviyole ışınlarıyla saç boyama
Bu yöntem sayesinde saça kimyasallar içeren saç boyalarından istediğiniz renge sadece bir kere boyatıyorsunuz. Sonrasında ise boyatmanız gerektiğinde ultraviyole ışını veren bir kabine giriyorsunuz ve sadece birkaç dakika beklediğinizde saçlarınız kuaförden yeni çıkmış gibi boyalı oluyor.

Kulaklarınıza inanamıyorsunuz değil mi? Bir boya işlemi için kuaföre gittiğinizde en az 2 saatinizi harcarken ve saçınıza bir sürü kimyasallar işlerken bu işlem sayesinde sadece birkaç dakika ile saçınızı boyatabileceksiniz.

Saç renginizi istediğiniz şekilde kolay ve zahmet olmadan değiştirmeyi sağlayacak bu teknoloji şu şekilde çalışıyor.
Siz kabine girdiğinizde renkler arasında binlerce kez geçiş yapabilen elektrik veriliyor ışınlara. Bu ışınlar özelliklerini koruyabilen elektrokromik malzemelerin sentezlenmesi sayesinde ortaya çıkıyor. Ve bu sayede hızlıca saçlarınız istediğiniz renge kavuşuyor.

Her kadının hemen hemen 20 günde bir, ayda 1 saatlerini harcadığı saç boyama işini bu kadar basit bir yolla kısaca halledebilmek harika bir haber.

Çok mutlu olmanın da zararları var

196051

İsviçre’de yapılan bir araştırmada, kalp kasıyla çevrili iki boşluktan biri olan kalbin sol karıncığındaki değişiklik olarak tanımlanabilecek ‘takotsubo kardiyomiyopatisi’ vakaları incelendi.

Zürih Üniversite Hastanesi’nin European Heart Journal adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırması, her 20 vakadan birine sevinçli anlardaki stresin neden olduğunu belirledi.

Ancak bu durum normalde geçici oluyor ve insanlar genellikle daha sonra kendilerini normal hissediyorlar.

1750 hastayı inceleyen araştırmacılar, şu nedenlere dayalı kalp rahatsızlıkları belirledi:

– Doğumgünü partisi
– Oğlunu evlendirmek
– 50 yıl sonra bir arkadaşla buluşmak
– Büyükanne olmak
– Tuttuğu takımının maçı kazanması
– İkramiye kazanmak

Bu gibi olaylardan en çok etkilenenlerin ise menopoza giren kadınlar olduğu görüldü. Araştırmacılardan Dr Jelena Ghadri “Takotsubo sendromuna yol açan nedenlerin daha önce sanıldığından daha çeşitli olabileceğini gösterdik” dedi. İngiliz Kalp Vakfı yöneticilerinden Prof. Peter Weissberg ise, duygusal olayların kalbe nasıl geçici olarak zarar verdiğini belirlemek için daha birçok araştırma yapılması gerektiğine dikkat çekti.

Sesinizden memnun değil misiniz

sesinizden-memnun-degil-misiniz

İşiniz gereği topluluklar karşısında konuşuyorsunuz ancak sesinizin etkili olmadığını düşünüyorsunuz. Sesini ince bulanlar için bu durumun çaresi var. Minik bir ameliyatla sesinizi kalınlaştırmak mümkün. Şimdiye kadar birçok ses kalınlaştırma ameliyatı yapan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kürşat Yelken’e göre bu ameliyatlar hem kişilerin kendilerine olan güvenini artırıyor hem de etkili ve ikna edici bir algı oluşturuyor.

Son yıllarda sesinden rahatsız olduğu için ses kalınlaştırma ameliyatı geçirenlerin sayısında artış var. Mesleğini yaparken topluluklar karşısında konuşan avukatlar, hakimler, doktorlar, işadamları veya terfi alan orta yaş erkekler ses kalınlaştırma ameliyatlarına büyük ilgi gösteriyor.

Şimdiye kadar birçok kişiye ses kalınlaştırma ameliyatı yapan Doç. Dr. Kürşat Yelken, bu ilginin nedenlerini şöyle açıkladı:

“Burada iki durum söz konusu. Birincisi, sesin kalınlaşması bireyin kendi algısını değiştiriyor. Birçok hasta, ses kalınlaştırma ameliyatından sonra kendine olan güvenin arttığından, hem sosyal yaşamında hem de iş yaşamında başarısının arttığından söz ediyor. İkinci durum ise kalın ve tok bir ses toplumda otorite algısıyla paralel seyrediyor. Bir doktor ya da avukat için ince cılız bir ses, temsil ettiği yönetici pozisyonuyla bağdaştırılmıyor ancak kalın davudi bir ses ikna edici ve kitleleri peşinden sürükleyen lider çağrışımı uyandırıyor. Yıllarca ince sesinden rahatsız olmayan bir subay, binbaşı rütbesine terfi olacağı zaman bu ameliyatı olmuştu.”

Sese istenen kalınlık verilebiliyor
Doç. Dr. Yelken, ses kalınlaştırma ameliyatlarının yaklaşık 45 dakika sürdüğünü belirterek, operasyona ilişkin şu açıklamalarda bulundu: “Ses kalınlaştırma ameliyatını bir müzik enstrümanının akoru gibi düşünebilirsiniz. Akor sırasında enstrümanının sesini istediğimiz kadar kalınlaştırabiliriz. Ses kalınlaştırma ameliyatı da aynı şekildedir, sese istenen kalınlık veya incelik verilebilir. Ameliyat lokal anestezi altında boyunda küçük bir kesiden yapılır ve yaklaşık 45 dakika sürer. Ameliyat sırasında hasta ile konuşularak uygun ses frekansı ayarlanır, bu uygunluk kararı hem hastanın isteğine hem de ameliyatı yapan cerrahi ekibin değerlendirmesine göre verilir.”

Herkesin sesi parmak izi gibi farklı
Doç. Dr. Kürşat Yelken, ameliyat olanların genellikle tok sese sahip ünlü oyuncuların sesi gibi bir ses istediğini, ancak tıpkı parmak izi gibi her kişinin sesinin farklı olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Yelken, “Birebir aynı sesi yapmak mümkün değil. Burada önemli bir nokta da ses tonunu kişinin fiziksel özelliklerine ve yaşına göre ayarlamaktır. Mesela kısa boylu birisine çok kalın bir ses uymayacaktır” diye konuştu.

Sağlıklı bir ses için öneriler
“Değerini kaybedince anladığımız sağlığımız gibi sesimiz de ancak kaybedince değerini anlayacağımız bir hazinedir” diyen Doç. Dr. Kürşat Yelken, sağlıklı bir ses için önerilerde bulundu:

– Ses sağlığı için uygun ton ve şiddette konuşmak, bol su içmek ve düzenli uyku çok önemli. Sık ve şiddetli boğaz temizleme, sık ve şiddetli öksürük ses tellerini tahriş edeceğinden bu davranışlardan kaçının.

– Ses tellerinin nemli tutulması ve tahriş edici maddelerden uzak durulması önemlidir. Günde en az iki litre kafeinsiz ve teinsiz sıvı tüketin. Kafein, tein (çay, kahve, kola), alkol, süt ürünleri hücre içindeki suyu kuruttuğundan ve balgam artışına sebep olduğundan ses tellerinde hasar oluşmasına sebep olur.

– Yüksek sesle konuşmak ses tellerini tahriş edeceğinden aşırı şiddette konuşmayın, bağırmayın, çığlık atmayın.

– Sesinizi uzağa göndermek yerine siz oraya gidin.

– Kuru, tozlu, dumanlı, klimalı ve gürültülü yerlerde konuşmayın.

– Sigara ses tellerini tahriş ettiğinden sigara içmeyin.

– Reflünüz varsa tedavi olun.

Antibiyotikler için yeni bir maden: İnsan vücudu

coxw661xgaaxjtq

Nature dergisinde yayınlanan makaleye göre “Lugdunin” adı verilen yeni ilaç diğer antibiyotik türlerine karşı dirençli hale gelen MRSA gibi süper bakterilerin tedavisinde kullanılabilecek. Bundan önceki son antibiyotik keşfi ise 1980’lerde yapılmıştı.

Antibiyotikler topraktaki bakterilerden elde ediliyor
Antibiyotikler bugüne dek genelde toprakta bulunan bakteriler kullanılarak üretildi. Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nde yapılan son keşif ise insan vücudundaki bakterilere dayanıyor. Çalışmaya katılan bilim insanları, insan vücudunun daha pekçok antibiyotik üretilebilecek, bakir bir kaynak olduğunda hemfikir. Çünkü insan vücusunda rakip bakteri türleri arasında sürekli bir “alan ve gıda savaşı” sürüyor. Bu mücadelede antibiyotiklerin de kullanıldığından uzun süredir şüpheleniliyordu. Alman ekip de burundaki “bakteri savaşlarını”, özellikle de insanlardan %30’unun burnunda bulunan Staphylococcus aureus mikrobunu inceledi.

İlaç henüz test aşamasında
Burnunda Staphylococcus lugdunensis mikrobu taşıyanların, diğer grubu da bulundurma riskinin düşük olduğunu saptadı. Alman ekip daha sonra bu mikrobun genetik yapısı üzerinde oynayarak, “burundaki savaşı” kazanmasını sağlayan geni keşfetti ve bu genden antibiyotik üretti. İlacın henüz yalnızca fareler üzerindeki testleri yapıldı; insanlara ulaşmasının ise yıllarca sürebileceği belirtiliyor. Tabii insanlar üzerinde aynı başarının tekrarlanıp tekrarlanmayacağı da ayrı bir konu.

Diş ipi kullanmak gerçekten faydalı mı

dis_ipi_kullanmak_gercekten_faydali_mi-0

BBC’nin hanerine göre uzmanların her gün diş ipi kullanmanın diş plakları ve diş eti hastalıklarıyla mücadeleye yardımcı olduğu yönünde bir kanıt bulunmadığını kabul ettiği belirtildi.

Biliminsanlarının onlarca yıldır yapılan diş ipi kullanma tavsiyesinin güçsüz kanıtlara dayandığını kabul ettiği söyleniyor. Diş ipi kullanımının yararına ilişkin bilimsel kanıt bulunamadığından ABD’de artık resmen tavsiye edilmediği bildiriliyor.

Faydası yok
ABD Sağlık Bakanlığı’nın resmi sağlık tavsiyelerinden kaldırılma karara ise, geçmişte bu konuda yapılan araştırmaların ele alındığı iki incelemeden sonra varıldığı söyleniyor.

İncelemeler sonucu diş ipi kullanımının yararı konusunda yoğun olarak tavsiye edilmesine karşın, diş ipi kullanımı konusundaki araştırmaların büyük çoğunluğu diş ipinin plakların temizlenmesinde ve diş eti iltihaplanmasında genel anlamda etkili olduğunu destekleyen kanıt gösteremiyor.

AP’nin sorusuyla başladı
Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın 1979’tan bu yana yaptığı diş ipi kullanma tavsiyesini sessiz sedasız kaldırmasına yol açan sürecinse, Associated Press Haber Ajansı’nın bu tavsiyenin dayandığı bilimsel kanıtları sormasıyla başlatıldığı belirtiliyor.

ABD hükümetinin ajansa gönderdiği mektupta diş ipi kullanımının uzun vadeli araştırılmadığını kabul ettiği ve etkili olduğu sonucuna varan araştırmaların, diş eti hastalıkları ve çürükler konusundaki uzun vadeli etkilerine değil, sadece bir iki hafta boyunca ağız hijyenine odaklandığını söylediği bildiriliyor.

Ancak uzmanların kanıtların zayıf olduğunu söylemekle birlikte, özellikle sigara içenler ve şeker hastaları gibi risk gruplarına diş ipi kullanımını sürdürmeleri tavsiyesini yaptıkları da vurgulanıyor.

Gömülü köpek dişler ile ilgili bilmeniz gerekenler

gorselimg_1662490037

Şüphesiz tüm ebeveynler, çocuklarının bakımlı ve estetik dişlere sahip olabilmeleri için diş gelişimi konusunda pek çok ayrıntıya dikkat ediyor. Ancak anne babalar, çocuklarının diş gelişimini ne kadar yakından takip etseler de, yapısal nedenlerden kaynaklanan birtakım problemlerle karşılaşabiliyor. Sıklıkla rastlanılan ve bir hayli korku yaşatan gömülü köpek dişler ise bu problemlerin başında geliyor. Ortodonti Uzmanı Prof. Dr. Serdar Üşümez, çoğunlukla diş sürmesinde kendine yer bulamayarak diş etinde gömülü kalan köpek dişler hakkında bilinmeyenleri anlattı.

Köpek dişler, diğerleri arasında sürmesini en geç tamamlayan ön dişlerdir. Bu dişlerin ağızdaki yerini alması ise ortalama olarak 13 yaşını bulur. Fakat bu dişler, bazı durumlar sonucu çene kemiği içerisinde gömülü şekilde kalabiliyor. Sürmesini tamamlayamayan köpek dişler genel olarak damakta, seyrek olarak ise dudak tarafına yakın olarak konumlanabiliyor.

Çene darlığı dişlerin gömülü kalmasına yol açabiliyor
Ağız köşelerinde konumlanan ve kesme, koparma işlemlerinin yanı sıra çene hareketlerine rehberlik etme özelliği taşıyan köpek dişler, aynı zamanda sağlıklı ve estetik bir gülümsemenin de en önemli unsurlarından biri. Bu dişler, normal şartlar altında 12-13 yaş döneminde sürmesini tamamlar. Fakat vaktinden önce çekilen süt dişleri, çene darlığı, kesici dişlerin köklerindeki bazı oluşum ve şekil bozukluklarının yanı sıra bazı kalıtımsal sebepler de köpek dişlerin damağa doğru ilerlemesine ve diş etinin içinde gömülü kalmasına neden olabiliyor. Gömülü kalma durumu ise 20’lik dişlerden sonra en fazla bu köpek dişlerde meydana geliyor. Toplumda rastlanma sıklığı ise %3’e kadar çıkabiliyor.

Tedavi edilmeyen gömülü dişler, komşu dişlere zarar verebiliyor
Sürmesini tamamlayamayan ve gömülü kalan köpek dişler, tedavi edilmeme durumunda başta kesici ve küçük azı dişleri olmak üzere komşu dişlerin köklerinin erimesine ve canlılığını yitirmesine yol açabiliyor. Bu gömülü dişler ayrıca, yer aldıkları diş etinde kist oluşumuna da zemin hazırlayabiliyor. İlerleyen zamanlarda ise köpek dişin yerinde duran süt dişin düşmesine, böylece ön dişlerin olduğu bölgede ciddi estetik sorunların oluşmasına neden olabiliyor.

Gömülü dişlerin tanısı için klinik muayene şart
Köpek dişlerin sürme yönleriyle ilgili problemler ortodonti uzmanı tarafından klinik muayene ve röntgen değerlendirmesiyle tespit edilebiliyor. Özellikle 13 yaşından itibaren süt köpek dişlerin hala düşmemiş olması ve elle muayene sırasında belirgin bir sallanma göstermemesi, daimi köpek dişlerin gömülü kalmasını işaret edebiliyor.

Erken teşhis büyük önem taşıyor
Ortodonti uzmanı tespit edilen sürme problemi için, daimi köpek dişlerin yönünü düzeltmek amacıyla süt köpek dişlerin erken çekimini ya da çene genişletmesi yöntemini önerebilir. Ancak uygulanan bu yöntemler 11 yaşına kadar etkili olduğundan erken teşhis çok büyük önem taşıyor. Dolayısıyla görünen bir problem olsun ya da olmasın her çocuğun önce 7, daha sonra 11 yaşlarında bir ortodonti uzmanı tarafından muayene edilmesi gerekiyor. Erken dönemde yapılacak küçük ama önleyici tedaviler, problemi tam olarak çözemese dahi gelecekteki tedavi sürecinin kısalmasını, maliyetinin de düşmesini sağlayabiliyor.

Geciken tanı, tedavinin seyrini değiştirebiliyor
Teşhisin geciktiği ve gömülü dişin yan etkilerinin şiddetlendiği durumlarda ise röntgen muayenesi ile köpek dişlerin pozisyonunu değerlendirmek gerekir. Hastanın diğer dişlerinin ve ağzın kapanışının durumuna bağlı olarak çoğu zaman küçük cerrahi müdahaleler ve ortodontik tel tedavisi uygulanabiliyor. Bu uygulamalar yardımıyla gömülü köpek dişlerin sürmesi ve normal yerlerine alınması sağlanabiliyor.

Her 100 kadından 3’ü erken menopoza giriyor

menopoz-120156mc

Dünyada her 100 kadından 3’ü erken menopoza giriyor. Erken menopoz rahim kanseri gibi birçok hastalığa da davetiye çıkarabiliyor. Zamanından önce menopoza girmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Doktor Nuri Ceydeli, “Kadının yaşamında bir dönüm noktası olan menopoza hazırlıklı olmak ve yaratacağı zorlu etkileri önlemler alarak azaltmak gerekir” dedi. Ceydeli, erken menopozun 15-29 yaşlarındaki 1000 kadından birinde, 30-39 yaşlarındaki 100 kadından birinde görüldüğünü söyledi.

Genetik yapı ve yaşam tarzı menopoz yaşını etkiliyor
Psikolojik değişiklikler, uykusuzluk, ani terlemeler, odaklanamama ya da agresif tavırlar erken menopozun en dikkat çekici belirtileri oluyor. İyi bir analizle kolayca anlaşılabilen erken menopozu etkileyen faktörler arasında ailedeki anne ya da ablanın menopoza girdikleri yaşın önem taşıdığını belirten Op. Dr. Nuri Ceydeli, “Erken menopozda genetik yapı daha etkili olsa da beslenme, yaşam şekli ya da stres gibi faktörler de menopoza girme yaşını etkiliyor. Araştırmalar; erken menopoza girme sebebinin yüzde 60’ının genetik olduğuna işaret etse de yaşam tarzı, beslenme ve stres gibi faktörler de erken menopozda son derece etkili oluyor. Erken menopozu etkileyen bir diğer faktör ise coğrafya olabiliyor. Uzakdoğulu kadınların daha geç yaşlarda veya biraz daha az semptomlarla menopoza giriyor. Bunun nedeni beslenme tarzlarına (soya proteini tüketimi çok fazla), refah düzeyi ve stresin az olmasıdır” dedi.

14713338200-92384500

Check-up ile birçok hastalığın erken teşhisi mümkün
Ailesinde erken menopoz yaşayan herkesin gerekli tıbbi kontrolleri aksattırmadan yaptırmasını öneren Op. Dr. Nuri Ceydeli, erken menopoz belirtilerinden biri olan adet düzensizliklerinde de uzmana danışılması gerektiğine dikkat çekiyor. Ceydeli, “Adet düzensizliği gibi bir durumda altta yatan nedenlerin bazı tetkikler aracılığıyla sorgulanması gerekir. Genetik ve diğer faktörler dışında hastaya tıbbi gereklilikten dolayı yapılan bazı cerrahi operasyonlar, kemoterapi ya da radyoterapi tedavileri de erken menopoza neden olabilir” dedi. Menopoz Check-up uygulamasının menopoza girmiş ve girecek olan kadınlara gerçekleştirilebildiğini ifade eden Ceydeli, Menopoz Check-up ile kadınların bu süreci daha sağlıklı bir şekilde geçirmesinin, jinekolojik hastalıkların erken tanısı ve tedavisinin, meme sağlığının korunmasının, kemik erimesinin, ateş basması, sinirlilik ve uykusuzluk gibi genel sağlık sorunlarının giderilmesinin amaçlandığını belirtti.

Ağlamanın psikolojik ve fizyolojik faydaları

14716796260-74391400

Her şeyden önce çocuk olsun ergen olsun ağlamanın, psikolojik olarak rahatlatmasının yanı sıra birçok fizyolojik faydaları da vardır. Ağlamak gözyaşı bezlerini harekete geçirir ve onların kurumalarını önler. Göz cidarlarında bulunan mikro irritanların temizlenmesini sağlar. Ayrıca göz yaşının antibakteriyel özelliği de vardır, gözlerde enfeksiyon oluşmasını ve özellikle bebeklerde çapağın göze zarar vermesini önler.

Faydaları
Ağlamak sinir sistemi için çok zararlı bir madde olan mangenez gibi toksik maddelerin ve stres sonucu biriken bazı zararlı maddelerin de vücuttan atılmasını sağlar. Endorfin hormonunun da salgılanmasını sağlar. Endorfin hormonunun iki yararlı etkisi vardır. Biri ağrı kesici etkisi ki, bu etki bilinen en güçlü ağrı kesici madde olan morfinden bile yirmi kat daha fazladır. Diğer etkisi ise endorfinin keyif ve rahatlama vermesidir. Ağlamanın diğer bir hormonal etkisi de çevredeki diğer insanlarda oksitosin hormonunu tetiklemesidir. Böylece ağlama sesi etraftaki insanlarında şefkat duyma ve empati kurma gibi hisleri uyandırır. Oksitosin hormonu en fazla doğum esnasında salgılanır. Bu hormon bir yandan rahim kaslarının harekete geçip doğumu gerçekleştirirken diğer yandan da annenin yeni doğan bebeğine hiç olmadığı kadar sevgi ve şefkat dolu olmasını sağlar.

Ağlamanın birçok farklı sebebi var
Ağlamak bebeklikte, erken çocuklukta ve çocuklukta farklı farklı yorumlanmalıdır. Bebeklerin seslerini duyurmalarının tek yolu ağlamaktır. Onlar çevreleriyle ancak ağlayarak iletişim kurabilirler. Bebekler sadece aç kaldıkları, altını ıslattıkları ya da gaz problemi yaşadıklarında değil, çeşitli stres faktörleri nedeniylede ağlayabilirler. Örneğin anne-baba uyumsuzlukları, aralarında tartışmalar ya da şiddet gibi faktörler bebeklerde sebepsiz ağlamalara neden olabilir. Dolayısıyla bebeklerde ve küçük çocuklarda görülen ağlama ve öfke nöbetleri bir davranış bozukluğu kategorisinde değerlendirilmemelidir. Bunları çocukların sakin ve sağlıklı kalabilmeleri için başvurdukları bir yöntem olarak düşünülmelidir.

14716796660-35176800

Bebekler ve küçük çocuklar kendilerini ağlayarak ifade etmeye çalışırlar. Bu nedenle ebeveynler, altı temiz, aç değil, gazı yok bu çocuk neden ağlıyor? diye endişelenebilirler. Hâlbuki o bebek biraz önce anne ya da babasının kardeşine gösterdikleri ilgiyi fark edip bu nedenle kendini güvensiz hissetmiş olabilir. Diğer taraftan genelde çocuklar ebeveynlerini manipüle etmek için ağlamazlar. Ancak ebeveynler öyle olduğunu düşünüp şımarıklık olarak değerlendirebilirler. Hâlbuki çocuklar acı dolu hisleri biriktiğinde, ağlamak için bahane arar ve bulurlar. Daha sonra da sakin rahat ve uyumlu bir şekilde günlerine devam ederler. Ağlayan bir bebeğe önce ağrısı, sancısı, bir ihtiyacı var mı diye bakılmalı, sonra fiziksel temasta bulunarak ona sarılmalıdır. Bu durum bebeğe güvende olduğunu, ebeveyninin her zaman yanında olduğunu hissettirecektir. Sonra da ağlamasını kabullenip sabırla dinlememiz gereklidir. Böyle davranılan çocuklar zamanla ruh sağlığı açısından problemsiz bireyler haline gelirler.

Çocukları televizyonla susturmaya çalışmak beyin gelişimlerini etkiliyor
Bu noktada ebeveynleri uyarmam gereken çok önemli bir husus var. Kesinlikle ağlayan bir çocuğu televizyon izlesin de sussun diyerek, televizyon karşısına koymayınız. Çünkü dört yaşına kadar çocukların beyin gelişimleri henüz istenilen düzeyde değildir. Televizyondaki akıcı görüntüleri onlar kare kare hızlı geçen fotoğraflar halinde görürler. Böylece beyin kendisini hızlı hareket etmeye ve hızlı düşünmeye programlar ve karşımıza hiperaktif, dikkat eksikliği olan çocuklar çıkar. Çünkü beyin gereğinden fazla hızlı düşündüğü zaman detaylara odaklanamaz. Haliyle öğrenme kapasitesi ve algı düzeyi düşük çocuklar ortaya çıkar.